Monday, January 25, 2016

'kadife cennete', sleeping beauty






(..) pencere kenarında mışıl mışıl uyumakta olan Canan'a uzun uzun
bakardım: Başı küçük pencere perdelerini düre düre yaptığı yastığa yaslanmış,
kumral saçları bu yastıkta tatlı bir top yapıp omuzlarına dökülmüş olurdu.
Güzelim uzun kolları bazan birbirine paralel iki kırılgan dal gibi benim sabırsız
dizlerime doğru uzanır, bazan da biri, perdeden yastığa destek bir ikinci yastık
olan elini dengeler, öbürü de denge yapan kolun dirseğini zarifçe dibinden
tutardı. Yüzüne baktığımda çoğunlukla kaşlarını çattıran bir acı görürdüm
orada, bazan kumral kaşları çatıla çatıla alnına beni meraklandıran soru
işaretleri yollardı. Sonra soluk yanaklarının teninde bir ışık görürdüm ve çene
kemiğiyle upuzun boynunun birleştiği harika ülkede ve bir de sonra başı öne
doğru eğilmişse enseye dökülen saçlarının altındaki erişilmez tende güllerin
açtığını, güneşin battığını ve neşeli ve oyuncu sincapların bu dokunulmaz
kadife cennete beni çağıran taklalar attıklarını düşlerdim. Geniş mi geniş,
solgun mu solgun dudaklarında ve bu dudakları sinirle dişlediği için bazan
üzerlerinde beliren narin zarda ve birazcık olsun uykusunda
gülümseyebilmişse eğer, bütün yüzünde o altından ülkeyi görürdüm ve derdim
ki kendime: Hiçbir derste öğrenmedim, hiçbir kitapta okumadım, hiçbir filmde
görmedim; ah ne kadar da güzelmiş âşıkın maşukun uyuyuşunu doya doya
seyretmesi, ey melek. (...)
The New Life, chapter 5, Pamuk. (lunchtime)

*paraíso de veludo

No comments:

 
Share