Sunday, March 20, 2016

masa . table, Edip Cansever

Table
Edip Cansever

A man filled with the gladness of living
Put his keys on the table,
Put flowers in a copper bowl there.
He put his eggs and milk on the table.
He put there the light that came in through the window,
Sounds of a bicycle, sound of a spinning wheel.
The softness of bread and weather he put there.
On the table the man put
Things that happened in his mind.
What he wanted to do in life,
He put that there.
Those he loved, those he didn't love,
The man put them on the table too.
Three times three make nine:
The man put nine on the table.
He was next to the window next to the sky;
He reached out and placed on the table endlessness.
So many days he had wanted to drink a beer!
He put on the table the pouring of that beer.
He placed there his sleep and his wakefulness;
His hunger and his fullness he placed there.
Now that's what I call a table!
It didn't complain at all about the load.
It wobbled once or twice, then stood firm.
The man kept piling things on.

MASA DA MASAYMIŞ HA
Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta  
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

--


No comments:

 
Share